AHMED
DAVUDOĞLU
325, 326
NOLU HADİSLERİN ŞERHİ:
Ashab-ı Kirama ayeti kerimenin şiddetli gelmesi gönülden geçen
şeylerden, korunmakla memur olduklarını zannettikleri içindir. Böyle bi teklif insan takatinin üstündedir. Çünkü gönülden geçen
şeyleri defetme! kimsenin elinde değildir.
Eğer ayetten murad bu ise bu hadis-i şerif müslümanlara
takat getiremiyecekleri şeylerin emredildiğine delalet
eder. Buna hususî tabiri ile teklif-i mala yutak derler ki caiz olup olmadığı
ulema arasında ihtilaflıdır.
Vahidi'nin beyanına göre
buna takat getiremiyeceklerini Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e
arz eden ashab Ebu Bekir,
Ömer Abdurahman b. Avf, Muaz b. Cebeî ve Ensardan birkaç kişi imiş : «Ya Resulallah! Bize şimdiye kadar ondan daha şiddetli bir ayet
inmedi, demişler» Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem
kendilerine: «Ne yapalım ayet böyle indirildi sizde dinledik ve itaat ettik
deyiverin buyurmuşlar.
Böylece bir sene geçmiş.
Ondan sonra Allah'u Teala:
«Allah hiç bir kimseye gücünün yetmeyeceği bir şey teklif etmez.» ayetini
indirerek ashabı rahata kavuşturmuş ve bu ayetle üst tarafındaki şiddet ayeti: nesh etmiş. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de:
«Şüphesizi Allah ümmetimin gönlünden geçirdikleri şeyleri fiiliyat sahasına
çıkarmadıkça yahut söylemedikçe aff buyurmuştur.»
demiştir.
Nesh: şer'i bir hükümün kendinden
evvel gelen şer'i bir hükmü kaldırmasıdır. Ayet-i kerimenin, üst tarafındaki
şiddet ayetini neshedip etmediği ihtilaflıdır. İbn-i Abbas (Radıyallahu Anh)'ın «bu ayet neshedilmiştir.» dediği rivayet olunur. Bunun vechi: ayetin haber olmasıdır. Haberlerde nasih mensuh aranmaz filvaki buna
kail olanlar ve şada kendilerine cevap verilmiş ve: «Ayet-i
kerime her ne kadar haber'e dair isede hüküm de
tazammun etmektedir. Hüküm ihtiva eden haber] ise; sair ahkam
gibi neshi kabul eder. Nesh kabul etmeyen haberlerî hüküm ihtiva etmeyen maziye ait haberlerdir.»
denilmiştir. Bazıları: «buradaki neshden
murad tahsis olabilir. Çünkü eskiden ulema çok defa
tahsise nesh derlerdi.* demişlerdir. Yine İbn-i
Abbas (Radıyallahu Anh'dlan rivayet edildiğine göre: Bu ayet neshedilmemiştir. Lakin Allah Teaîa
kıyamet gününde kullarını haşr ettiği zaman «Ben size
meleklerimin vakıf olamadığı gönül sınırlarınızı haber vereceğim» diyecek. mu'minlerin kusurlarını söyledikten sonra onları affedecek
şüphecilere ise; yaptıkları tek hareketini haber verecektir. İbni Abbas: İşte «Allah dilediğini af, dilediğini de azap
eder» ayeti kerimesinin manası budur.» demiştir.
Mazirî diyor ki: «Buna nesh demek bir meseledir. Çünkü nesh
iki ayetin arası bulunamadığı
zaman olur. Halbuki
Allah Teala'nın : kalplerinizden geçeni açığa vurursanızda
gizlersenizde ila ah...» ayet-i kerimesi amm'dır.
Bunun gönülden geçen şeylerin önüne geçmesi mümkün olmayanlarına değil mümkün
olanlarına şamil olması ihtimali vardır. Binaenaleyh Ferah ayeti şiddet ayetini
tahsis etmiş olur. Ancak sahabe umum manasını hal karinesi ile snlatılarsa o başka, o zaman nesh
olur. Çünkü nesh sabit ve müstekar
olan bir hükmü kaldırmaktır.» Fakat Übbî Maziri'nin bu mutaleasına iştirak etmemiş ve : «Bu takdirde nesh olur. Çünkü nesih ile tahsisin her biri sözün delalet
ettiği ma'nanın hilafını gösterir. Ayrıldıkları yer: tahisin sübutu şüpheli olan bir hükmü neshin ise sübutu
muhakkak olan hükmü kaldırmasıdır. Ashab bunu karîne ile anladıîarsa —ki karine
ilim ifade eder— sübutu muhakkak olanın hükmünü kaldırmaya racî'
olur; bu nesihdir.» demiştir.
Kaadî îyaz şöyle diyor : «Bu meselede
neshi uzak görmeğe imkan yoktur. Çünkü hadiseyi
anlatan ravî bu hadisede nesh
olduğunu lafzan ve manen rivayet etmektedir. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
şiddet ayeti inince; ashabına itaat etmelerini emir buyurmuştur. Bu emir Allah Teaia gönülden geçen şeylerden dolayı muahaza
buyuracağını bildirdiği içindir. Sahabe taat ve
teslimiyet arzedince Allah Teala
imanı kalplerine yerleştirmiş, dilleri de arz-ı teslimiyet ederek dinledik ve
itaat ettik demeye yatışmıştır. Nitekim Nass-ı hadis
kendilerinden güçlüğün kaldırıldığını ve bu teklifin nesh
edildiği bildirilmektedir, Nesh ancak haber vermekle
yahut tarih göstermekle bilinir. Bu ayette bunların ikiside
vardır. Mazîrî'nin dedikleri nesih vaki olduğuna
delil bulunmayan yerde doğrudur. Delil bulunursa; biz o delilin üzerinde
dururuz. Lakin usul uleması sahabenin: «Bununla neshedildi»
demesinin neshi iptal eder bir. hüccet olup
olamayacağı hususunda ihtilaf etmişlerdir. Çünkü sahabi'nin
sözü kendi içtihad ve te'vili
de olabilir. Bu nesh değildir. Ulema bu ayet hakkında
da ihtilaf etmişlerdir. Ashab-ı kiramın ve onlardan
sonra gelen müfessirlerin ekserisine göre ayette nesh
vardır. Müteehhirin ulemadan biri neshi inkar etmiş
ve «bu ayet haberdir, haberlere nesh dahil olamaz» demiştir. Ama mesele bu muteehhir
alimin dediği gibi değildir. Çünkü ayet haber de olsa,
bir teklifi ve kalplerde gizlenen sırdan dolayı muahaza
olunacağını; Nebiimiz
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'İn
emrettiği şekilde dinledik ve itaat ettik diyerek teabbüdte
bulunmaları lüzumunu haber vermektedir. Bunlrın
bazısı kavil yani lisanın amelin, bazısı da kalbin amelidir. Bilahere kendilerinden güçlük ve muahaze
kaldırılmak suretiyle bu hüküm neshedilmiştir.
Bazı müfessirlerden
rivayet olunduğuna göre; buradaki neshin ma'nası,
ashabın kalblerindeki endişe ve korkuyu gidermektir.
Bu endişe ve korku sonra nazil olan ayetle giderilmiş;
ve gönülleri rahat olmuştur. Bu kavle sahib olanlarca
ashab-ı kirama güçleri yetmeyecek teklifler vakî' olmamış; yalnız korunması kendilerine meşakkatli
görünen gönül tasavvurlarından korunmaları ve derunî bir ihlasa sahip olmaları emrolunmuştur. Ashab da bunu
görünce takat getiremeyecekleri şeylerin kendilerine emredilmesinden
korkmuştur. Binnetice korkuları giderilmiş;
ve ancak takatları nisbetinde
mükellef oldukları beyan buyurulmuştur. Bu takdirde ayette,
kulun gücü yetmeyeceği şeylerin teklif olunabileceğine delil yoktur. Çünkü ayette
teklife dair bir söz yoktur.
Bazıları mezkur teklifin
caiz olduğuna Allah'u Teala'nın:
«Bize takat getiremeyeceğimiz şeyleri yükleme...» ayetiyle istidlal etmiş; ve: «Eğer böyle bir teklif caiz olmasa ashab bundan Allah'a iltica etmezlerdi.» demişlersede kendilerine: «Ashabın: takat getiremeyiz
demelerinin ma'nası, güç halle yapabilirsiniz,
demektir» şeklinde cevap verilmiştir.
Bir takımları da mu'minlerle kafirlerin gerek yakınen
gerekse şek ve şüphe ile inandıkları şeyleri gizleme hususunda ayetin muhkem
olduğunu; mu'minler affolunacağını, kafirler ise azab göreceğini söylerler.» Kaadî Iyaz'ın
sözü burada bitiyor.
Vahidî: «Ayet mu'minlerle kafirler
hakkında muhkemdir...» kavli hakkında: «Muhakkikin
ulemanın mezhebi de budur.» diyor.
Buharinin Hz. Abdullah b. Ömer (Raaiyallahu
anh) dan rivayet ettiği bir hadisde ise İbni Ömer (Radiyallahu anh) «Siz
gönüllerinizdekini açsanız da gizlesenizde... ayeti muhakkak nesh edilmiştir.»
demiştir.
* Hasılı;
nesih meselesi ihtilaflıdır. Görülüyor ki, Sure-i Bakara'nın son ayetleri bu
münasebetle nazil olmuştur. Ayni diyor ki: «Teala Hazretleri : Nebi, kendisine indirilenlere iman atti; mu'minler de her bîri
Allah'a iman etti...» buyurdu. Acaba neden Nebi (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) hakkında «Allah'a iman etti» buyurulmuştur? dersen ben derim
ki: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
hakkında küfür imkansızdır. Fakat mu'minler hakkında imkansız değildir. Bu sebeble
onların Allah'a iman ettiklerini tasriha lüzum
vardır. Resulullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem)'in Allah'a iman ettiğini beyana
hacet yoktur.
Ayetteki «dinledik» ta'birinden murad: icabet ettik demektir. burada
kesb fi'li, biri sülasi-i mücerrep diğeri sülasî-i
mezid olmak üzere iki defa zikredilmiş; ve
kelimelerdeki bina ziyadesi ma'naların ziyadeliğine
delalet ettiği cihetle (kesebe) fi'li
hayır kazanmak ma'nasında (iktesebe)
ise kötülükte kullanılmıştır. Çünkü iktisabda
didinerek çalışma ve kasid manası vardır.
Buradaki nisyandan murad: yanılmaktır. Bazıları, terk ve ihmal ma'nasına geldiğini söylemişlerdir.
Hatadan muradın kasıdlı iş olduğunu söyleyenler bulunduğu gibi, bilmemek ve
yanılmak ma'nasına geldiğini ileri sürenler de
vardır. îbni Zeyd'e göre bu
cümlenin ma'nası: «Şayed
bize farz kıldığın şeylerden birini unutur; yahud
haram kıldığın şeylerden birinde hata edersek, bizi cezalandırma ya Rabbî!» demektir.
Kelbî 'nin beyanına göre Beni İsmail,
Allah'ın kendilerine emrettiği bir şey hususunda hata ve nisyanda bulunurlarsa
derhal cezaları verilir; günahına göre yiyecekleri içecekleri kesilirmiş. İşte
bu ayetle Allah'u Teala mu'rninlerin bu gibi hallerden dolayı azab
olunmamaları niyazında bulunmalarını Nebi (Sallallahu
Aleyhi ye Sellem)'e emir buyurmuştur.
Burada şöyle bir sual varid olabilir. Hata ve nisyanın hükmü bu ümmete
bağışlanmıştır. O halde bunlardan dolayı muahaze
olunmamak niyazında bulunmanın ne faydası vardır?
Cevap : Duadan murad: muaheze olunmamanın bir
defaya mahsus bırakılmayıp devam etmesini, hiç bir nisyan ve hatadan dolayı azab görmemelerini istemektir. Nitekim Fatiha Süresindeki:
bizi doğru yola ilet...» ayet-i kerimesinden murad da doğru yolda daim kılmaktır. «Ey
Rabbimiz! Hem bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme!...» Buradaki (ısr)ı, Sultanu'l-müfessirin İbni Abbas (Radıyallahu Anh) altından
kalkamayacağımız «ahdu peyman»
diye tefsir etmiştir. Zemahşeri: «Isr:
taşıyanın belini çökerten ağır yüktür» demiştir. Bazılarına göre (ısr) tevbesi ve keffareti olmayan günahtır.
Önceki kavimlerden murad yahudilerdir. Rivayete göre
Allah Teala yahudilere
günde elli vakit namaz kılmalarını ve mallarının dörtte birini zekat olarak vermelerini emretmiş. Kim bir günah işlerse
sabahleyin günahının kapısına yazıldığını görürmüş. îşte
bazı ayetlerde zikri geçen (isr-u ağlal)
dan murad bunlardır.
«Bize gücümüzün
yetmeyeceği şeyi de yükleme!...» Allame Aynî bu ayetin
ma'nası hususunda yedi kavil olduğunu söylüyor. Bu
yedi kavil şunlardır:
1 - Ya Rabbî! Bize takat getirmeyeceğimiz meşakkatli şeyleri
emretme!
2 - Bizi azab etme!
3 - Bizi nefsimizin
vesvesesi ve gönlümüzden geçen şeylerden dolayı azab
etme! yahud bizi nefsimizin vesvesesine terk etme!
4 - Bize gülme yanî kuvvetli şehvet verme! Çünkü kuvvetli şehvet bizi
cehenneme sürükleyebilir.
5 - Bize takat
getiremeyeceğimiz aşk ve mahabbet yükleme! (Misal) Zün'Nun-u Mısrî bir meclisde mahabbet hakkında konuşurken onbir
kişi öldüğü hikaye olunur.
6 - Bize düşmanları
güldürme!
«Bize merhamet eyle» yanî bize inayet buyur; da günah işlemeyelim. «Bize nusrat eyle!» Çünkü senin dinini inkar
eden, vahdaniyetini tanımayan kafirlere karşı bizim yegane yardımcımız sensin. Ebu Bekir Zeccac'in beyanına göre
Bakara Suresinin son ayetini Cenab-ı Hak dua olarak
inzal buyurmuştur. Binaenaleyh mu'minlerin bunu
ezberleyerek her zaman okumaları gerekir.